Erke Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi “İşitme Engelliler Destek Eğitim” Ekibi ile Özel Röportaj

Erke Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi “İşitme Engelliler Destek Eğitim” Ekibi ile Özel Röportaj

Erke Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi bünyesinde bulunan “özel gereksinimi bulunan” öğrencilere, her konuda destek verilmektedir. “İşitme Engelliler Destek Eğitimi Bölümü” de  bunlardan birisidir. Alanında uzman eğitmenlerimiz, güncel bilgilerle sürekli gündemi takip etmektedirler. Ailelere her konuda sınırsız destek veren eğitmenler, “işitme kaybı” konularında her öğrenciye özenle yaklaşır ve öğrencinin genel durumuna göre bir yol haritası hazırlayarak, velisi ile birlikte hareket eder. Seda Erdoğan ve Emine Harman Sarıkodal ile “işitme engelliler destek eğitimi bölümü” nün işleyişini ve bu bölümde verilen hizmetleri konuştuk.

*Merhaba, öncelikle sizleri tanımak isteriz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

  – Biz (Seda Erdoğan ve Emine Harman Sarıkodal) ikimiz de işitme engelliler öğretmeniyiz ve Anadolu Üniversitesi, İşitme Engelliler Eğitmenliği Ana Bilim Dalı’ndan farklı yıllarda mezun olduk. Yine farklı zamanlarda yolumuz bu kurumda kesişti, çok da keyifli oldu bu buluşma.

* “İşitme engeli” ile ilgili bilgi sahibi olmayanlar için bizi ve okurlarımızı aydınlatır mısınız?

   -İnsan kulağının belirli sesleri ve de konuşma seslerini algılama özelliği vardır. Doğumdan önce veya doğumdan sonra meydana gelen bazı sebeplerle, kulağın ses duyma özelliğini kaybetme durumuna “işitme kaybı” denir. Odyolojik değerlendirme sonucunda alınan sonuçlar, kabul edilen normal işitme eşiklerinden farklı ve bu kaybın derecesi, bireyin dil edinmesi ve eğitimine engel oluyorsa “işitme engeli” söz konusudur. İşitme engelinin farklı nedenleri vardır: Genetik faktörler, akraba evliliği, doğum öncesinde annenin geçirdiği kızamıkçık, kabakulak, sarılık gibi hastalıklar; alkol kullanımı; hamilelikte röntgen çektirilmesi, doğum sırasındaki komplikasyonlar, bebeğin düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelmesi, havale, menenjit, üç aydan fazla süren orta kulak iltihabı, sarılık, kulağa şiddetli darbe, kulağa sivri cisim sokulması risk faktörleri arasındadır. 

*Aileler çocuklarında işitme engeli olduğunu nasıl fark ederler ya da “İşitme engeli vardır.”tanısı nasıl konur?

   -Geçmiş zamanlarda bu durumu fark etmek zor olabiliyordu. Çocuğu 3-4 yaşına gelmiş ancak durumu fark etmemiş aileler hiç de azınlıkta değildi. Bebekler ilk 9 aylık dönemlerinde değişik sesler çıkarırlar. Bu, işitme engelli olan bebekler için de böyledir. İşiten bebekler kendi seslerinden ve çevre seslerinden geri dönüt aldığı için bu seslere devam ederler ancak işitme engeli olan bir bebek yavaş yavaş bu sesleri terk eder. Eskiden aileleri en çok bu dönem yanıltıyordu: “Bizim çocuğumuz bebekken duyuyordu, sesler çıkarıyordu. Sonra sonra hiçbir sese tepki vermemeye başladı.” farkındalığı ile doktora başvuruyorlardı. Neyse ki günümüzde “Yenidoğan İşitme Tarama Programı” ile doğumu takiben 6 ay içinde işitme kayıplı çocukların tespit edilmesi ve tedavilerinin başlatılması sağlanabiliyor. Yapılan araştırmalar işitme kaybının saptanması bakımından en kritik dönemin “yenidoğan dönemi” olduğu yönünde. Dolayısıyla doğumdan sonra hastaneden taburcu olmadan-mümkünse doğumu takip eden 3 gün içinde – bebeğe işitme testi yapılmalıdır. Doğum yapılan sağlık kuruluşunun bünyesinde işitme taraması için merkezler var ve bu ücretsiz bir uygulamadır.

*İşitme engelli bir çocuğun sizinle olan eğitimi nasıl başlıyor?

   -İşitme engelli bireyin odyolojik değerlendirmesine göre hem işitme cihazı hem de özel eğitim alabilmesi için hastanelerden ÇÖZGER(Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu) çıkarılması gerekiyor. Bu raporla beraber bağlı bulunulan ilçenin Rehberlik ve Araştırma Merkezine başvuru yapılır. RAM’da eğitsel tanılama yapılacaktır. Birey daha sonra bu raporla bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine ve yaşı uygunsa  kaynaştırma için en uygun okula başlar.

*İşitme engelli çocuklarla “işaret dili” ile mi anlaşıyorsunuz yoksa kullandığınız farklı bir yöntem var mı?

   -İşitme engelini duyan herkesin aklına ilk olarak işaret dili ve dudak okuma geliyor. Oysa işitme engelliler de ana dillerini aynı işitenler gibi edinebiliyorlar. Bu yüzden biz “doğal işitsel-sözel yöntem”i kullanıyoruz. İletişimimiz dile bağlıdır. Tercih ettiğimiz iletişim şekli konuşmadır. Çoğunluğu işiten, iletişimde konuşma dilini temel alan toplumda işitme engellilerin toplumsallaşmasını hedefliyoruz. İşitenler gibi işitme engelliler de dil gelişimini sağlayan, doğuştan gelen becerilere sahiptir. Var olan potansiyellerini en verimli biçimde kullanabilmeleri için sözel iletişimi kazanmaları ve geliştirmeleri için çalışıyoruz. Doğal işitsel-sözel yöntemde erken teşhis ve erken eğitim, yöntemin merkezindedir. Çünkü erken teşhisle beraber cihazlandırma ve de erken eğitime başlamak mümkün. Cihaz kullanımının sürekliliği, cihazın bakımı, düzenli yapılan odyolojik ölçümlere göre cihazın ayarlarının kontrol edilmesi temel belirleyiciler. Çünkü konuşma öğrenilmez, doğal ortamlarda edinilir ve bunun bir yolu da taklitlerdir. Duyduğumuz(duyabildiğimiz) sesleri taklit ederek dil ediniyoruz. Bu yöntemi kullanırken de işaret dili öğretilmiyor. Çocukların, özellikle dudak okuması yapmasını da istemiyoruz. Abartılı konuşmalardan, abartılı dudak hareketlerinden kaçınıyoruz. Ancak konuşma sırasında doğallıkla kullanılan jest-mimiklerimiz ya da yüz yüze iletişimdeki dudak okuma kadarına da karşı çıkmıyoruz. O kadarını aslında hepimiz yapıyoruz. Bir film izlerken, seslendirme, konuşan kişinin dudak hareketlerine uymazsa o bizi bir parça rahatsız eder mesela, hepimizin başına gelmiştir. 

*Peki, doğal işitsel-sözel yöntemin sınırlılıkları nelerdir?

   -Dilin kazanılması ve gelişmesi düşündüğümüzden daha karmaşıktır. Az önce de belirttiğimiz gibi doğal işitsel-sözel yöntemin merkezi, erken tanı ve erken cihazlandırma. Bunları takip eden de erken eğitim ve aile eğitimi. Saydıklarımızdan birinin bile eksik olması, özellikle erken yaşlarda çocuğun dil gelişimini geciktirir. Literatürde, bu yöntemin sadece belli bir derece işitme kaybı olan çocukların eğitiminde başarılı olabileceği; ileri derece işitme kaybı olan çocukların eğitiminde başarılı olamayacağı yönünde bulgular var. Ancak günümüz teknolojisindeki gelişmeler, halk arasında biyonik kulak olarak da bilinen “koklear implant” uygulamaları “doğal işitsel-sözel yöntem” yaklaşımını daha da güçlendirmiştir. Yine de  şunu eklemekte fayda var: Örneğin, doğuştan çok ileri derecede işitme kaybı olan, dil ediniminin en kritik yaşlarını(4 yaş öncesi) hiç cihaz kullanmadan, hiçbir sese maruz kalmadan geçiren,ergenliğe ya da yetişkinliğe kadar işaret dili ile iletişim sağlamış bir bireye bu yöntemle konuşmayı kazandırmak mümkün değil. Bir de anne-baba da işitme engelliyse, evde işaret dili kullanılıyor ve de çocuğun sözel iletişim kurulan bir ortamı yoksa o zaman doğal işitsel yöntem yaklaşımı sınırlı kalıyor. 

*Kurumunuzda eğitim verdiğiniz öğrencilerin belli bir yaş aralığı var mı?

   -Yaş sınırımız yok. Bebeğin ya da çocuğun tanısı konulup hastaneden ve RAM’dan raporunu aldığı andan itibaren eğitime başlayabiliyorlar. 1 yaşında bebeğimiz de var, lise son sınıfta öğrencimiz de.

*İşitme engelli çocukların okul sürecinden bahseder misiniz? 

   -Bizim öğrencilerimizin tamamı kaynaştırma eğitimindeler. Bu eğitimde- işitme engeli de olsa-çocuklar işiten akranlarıyla birlikte anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liseye gidiyorlar. Kaynaştırma eğitimi ile işitme engelli birey kendisi için en uygun eğitimi, en az kısıtlayıcı olan ortamda almış oluyor. İşitme engelli öğrenciler, kaynaştırma eğitimi ile akranlarını gözlemleme, model alma, akranları ile işbirliği kurma, dil edinme, akranlarıyla sosyal ve sözel etkileşim kurma için uygun ortamda oluyorlar.

*İşitme engelli çocuklar okul döneminde akranlarına yetişebiliyorlar mı?

   -Bu durumun çok fazla değişkeni var. Çok erken tanılanıp, erken cihazlandırılan, sosyal ortam konusunda şanslı olan öğrencilerden sınıf birinciliğine oynayanlar var. Ancak sosyal olarak çok izole bir ortamda yaşayan çocukların dil gelişimi akranlarından belirgin farklılıklar gösteriyor ve bu okul başarısına da yansıyor. Bir de  özel eğitimin sürekliliğinin önemi var tabii.  Düzenli olarak özel eğitime devam eden öğrenci ile kuruma gelme zamanını daha esnek tutan öğrenciler arasında da farklar elbette oluyor. 

*Farklı engel gruplarıyla çalışılan bir kurumda olmanızın size sağladığı avantaj ve varsa dezavantajlar nelerdir?

   -İkimiz de Erke’den önce sadece işitme engellilere eğitim veren kurumlarda çalıştık. Bu durum yalnız işitme engeli olan çocuklara eğitim vermemiz söz konusu olduğunda sıkıntı yaratmıyor. Ancak bazen işitme engeline görme engeli, ortopedik engel veya zihin engeli eşlik edebiliyor. Biliyorsunuz ki özel gereksinimli bireylerle çalışma disiplinlerarası uygulamayı gerektiriyor. Çoklu engele sahip bir öğrencinin raporu da ona göre çıkıyor. Haliyle eğitim saatlerinin de sahip olduğu engellere göre düzenlenmesi gerekiyor. Bu yüzden, engel grubu fark etmeksizin çocuklara eğitim verebileceğimiz en ideal yerlerden biri Erke. Bazen aileler bu durumla ilgili kaygı yaşayabiliyor. Ancak kurum içinde çocukların birbirleriyle dayanışmasını gördüğünüzde; örneğin, işitme engelli bir çocuğun, görme engeli olan arkadaşının koluna girip onu sınıfına çıkarmasına şahit olduğunuzda bu ön yargınız tamamen ortadan kalkıyor. Dünyayı çocuklar yönetse, diyorsunuz. Çocuklar yetişkinler gibi hareket etmiyorlar;pazarlıkları,ince hesapları yok. Hepsi de kendi farklılığı yüzünden dışarıda bir yerlerde örselenmiş oluyor ancak burada kendilerini anlayan insanlarla beraberler. 

*İşitme engelli çocuklarla çalışırken en büyük güçlüğü hangi noktalarda yaşıyorsunuz?

   -Röportajın başından beri hep erken tanı, erken cihazlandırma, erken eğitim ve aile eğitiminin öneminden bahsettik. Özellikle ailenin işbirliği bizim için çok önemli. Biz, burada raporlu öğrencilerimize ücretsiz olarak ayda sadece 8 seans eğitim verebiliyoruz, sihir ya da mucize yaratamıyoruz. Elimizdeki sihirli değnek, ailenin desteği. Burada kazandırmaya çalıştığımız beceri evde tekrar edildiğinde sonuç alabiliyoruz. O yüzden işitme engeli ya da başka bir engel grubu fark etmiyor, öğretmenler olarak biliyoruz ki, aile işbirlikçi ise çocuğun ilerlemesi muazzam oluyor.  Özel gereksinimleri olan bir çocukla beraber olmanın ne kadar meşakkatli olduğunun farkındayız ve hepimizin birbirimize ihtiyacı var.